KERBELA: SUSUZLUĞUN DEĞİL, VİCDANIN İMTİHANI

KERBELA: SUSUZLUĞUN DEĞİL, VİCDANIN İMTİHANI

KÖŞE YAZISI ¦ KERBELA: SUSUZLUĞUN DEĞİL, VİCDANIN İMTİHANI / 17 Haziran 2026

İnsanlık tarihi boyunca birçok savaş yaşandı, birçok devlet yıkıldı, nice hükümdarlar gelip geçti.

Ancak bazı hadiseler vardır ki yalnızca tarihin sayfalarında kalmaz; vicdanlarda yaşamaya devam eder.
Kerbela işte böylesine büyük bir hakikat ve insanlık sınavının adıdır.

Muharrem ayı geldiğinde milyonlarca insan sadece bir matem dönemine girmez; aynı zamanda adaletin, vicdanın, insan onurunun ve hakikatin yeniden hatırlandığı günleri yaşamaya başlar.

Çünkü Kerbela, sadece bir savaşın ya da siyasi mücadelenin adı değildir.
Kerbela, hakkın karşısına dikilen zulmün; vicdanın karşısına çıkan hırsın; adaletin karşısına konulan saltanatın tarihidir.

Hicri 61 yılında, Miladi 680’de Hz. Muhammed’in sevgili torunu, Hz. Ali’nin oğlu ve Hz. Fatıma’nın emaneti olan İmam Hüseyin, Yezid’in biat talebini kabul etmedi.
Çünkü o meseleye bir iktidar meselesi olarak bakmıyordu.
Onun mücadelesi makam için değil, hakikat içindi.
Güç için değil, adalet içindi.
Saltanat için değil, insanlık onuru içindi.
Kûfe halkı tarafından defalarca davet edilen İmam Hüseyin, verilen sözlere güvenerek yola çıktı.

Ancak tarih boyunca olduğu gibi, menfaat korkuyu; korku da ihaneti doğurdu.
Söz verenler sözlerinde durmadı.
Davet edenler ortadan kayboldu.
Sadakat vaat edenler suskunluğa gömüldü.
Ve sonunda İmam Hüseyin, ailesi ve yakınlarıyla birlikte Kerbela çölünde kuşatma altına alındı.

Tarihin en acı sahnelerinden biri işte burada başladı.
Aralarında kadınların, yaşlıların ve çocukların bulunduğu Ehlibeyt kafilesinin Fırat Nehri’ne ulaşması engellendi.

Günlerce susuz bırakıldılar.
Çocukların dudakları kurudu.
Annelerin yüreği yandı.
Çadırlardan yükselen tek ses su isteyen masum çocukların feryadıydı.

Henüz kundaktaki altı aylık Hz. Ali Asgar’ın bile susuzluğuna merhamet edilmedi.

Rivayetlere göre babasının kucağında su bekleyen o masum yavruya ok atıldı.
Kerbela’nın acısı sadece savaş meydanında yaşananlardan ibaret değildir.

Asıl acı, insanlığın vicdanını kaybettiği noktada başlamıştır.

İmam Hüseyin’in kardeşleri, evlatları, yeğenleri ve dostları birer birer şehit edildi.

Hz. Abbas’ın Fırat’tan su getirmek için verdiği mücadele bugün hâlâ vicdan sahibi insanların yüreğini sızlatmaktadır.

Bir avuç insanın karşısına binlerce asker çıkarıldı.
Ama onlar sayılara değil, hakikate güvendiler.
Çünkü biliyorlardı ki bazen kaybetmek gibi görünen şey, insanlık adına kazanılmış en büyük zafer olabilir.

Nitekim öyle oldu.
Kerbela’da bedenler yenildi ama vicdan kazandı.
Kılıçlar galip geldi ama hakikat teslim olmadı.
Saltanat ayakta kaldı ama adaletin sesi asırlar boyunca yaşamaya devam etti.

Bugün Muharrem ayında tutulan oruçların, okunan mersiyelerin ve paylaşılan lokmaların anlamı da burada saklıdır.

Bu matem yalnızca geçmişte yaşanmış bir acıya ağlamak değildir.
Bu matem, zalimin karşısında durma iradesidir.
Haksızlık karşısında susmama kararlılığıdır.
Mazlumun yanında yer alma ahlakıdır.

Kerbela bize şunu öğretmiştir.

İnsan bazen bütün dünyayı karşısına alabilir.
Yalnız kalabilir.
İhanete uğrayabilir.
Kaybedeceğini bile bile hakikatin yanında durabilir.
İşte o zaman tarihe değil, insanlığın vicdanına yazılır.

Aradan yaklaşık bin dört yüz yıl geçti.
Ama Kerbela hâlâ konuşuluyor.

Çünkü Kerbela bir tarih değil, bir duruştur.
Bir coğrafya değil, bir vicdandır.

Bir savaş değil, insanlığın önüne bırakılmış büyük bir ahlak imtihanıdır.

Bugün dünyanın neresinde bir mazlum varsa, nerede bir haksızlık yaşanıyorsa, nerede güç sahipleri adaleti ezmeye çalışıyorsa; Kerbela’nın mesajı orada yeniden hayat bulmaktadır.

Muharrem ayı vesilesiyle başta İmam Hüseyin olmak üzere Kerbela’da şehit düşen tüm Ehlibeyt mensuplarını rahmet, saygı ve hürmetle anıyorum.

Hak tutulan oruçları kabul eylesin.
Lokmalar bereketli, gönüller bir, muhabbet daim olsun.

Kerbela’nın ateşi kinin değil, adaletin ateşi olarak sonsuza kadar yanmaya devam edecektir.
Aşk ile…

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 17 Haziran 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL