Görünmezliğin Sefaleti..

Görünmezliğin Sefaleti..

KÖŞE YAZISI ¦ Görünmezliğin Sefaleti.. / 23 Haziran 2026

İnsanlığın tarihi boyunca açlık, yoksulluk ve yokluk en büyük sorunlar arasında gösterildi.

Devletler bununla mücadele etti, toplumlar bunun için dayanışma ağları kurdu, insanlar birbirlerine destek olmanın yollarını aradı. Ancak bütün bunların ötesinde, çoğu zaman gözden kaçan daha derin bir yoksulluk vardır.

Görülmemek,
Dostoyevski, Suç ve Ceza adlı eserinde yalnızca bir cinayetin psikolojisini anlatmaz, aynı zamanda toplumun unuttuğu insanların sessiz çığlığını da duyurmaya çalışır.

Romanın satır aralarında dolaşırken fark ederiz ki insan yalnızca aç kaldığında değil, değersiz hissettirildiğinde de tükenir.

Bir lokma ekmek bazen bedeni doyurur ama insanın ruhunu ayakta tutan şey, varlığının fark edilmesidir.

Yoksulluk ağır bir yüktür. İnsan, yoklukla mücadele ederken hayatın sert yüzüyle karşılaşır. Fakat yoksulluğun bile ötesinde bir durum vardır ki, işte onun adı sefalettir.

Çünkü yoksulluk cebin boşalmasıdır, sefalet ise insanın gözden düşmesi, unutulması ve görünmez hâle gelmesidir.

Sefil insan sadece maddi sıkıntı yaşayan kişi değildir.

O, kalabalıkların arasında yürüyen ama fark edilmeyen kişidir.

Konuştuğunda sesi duyulmayan, düştüğünde elinden tutulmayan, varlığı ile yokluğu arasında kimsenin fark göremediği insandır.

Asıl acı olan da budur.

Toplumların en büyük çelişkilerinden biri burada ortaya çıkar.

İnsanlar çoğu zaman ihtiyaç sahibine yardım etmeyi severler. Ancak ihtiyaç büyüyüp kalıcı hâle geldiğinde, aynı insanı görmezden gelmeye başlarlar.

Çünkü uzun süren acılar vicdanları rahatsız eder.

İnsanlar çözemedikleri sorunlardan uzaklaşmayı tercih ederler. Böylece yardım bekleyen kişi zamanla bir insan olmaktan çıkar, bir yük gibi görülmeye başlanır.

Bugün modern dünyanın tam ortasında yaşadığımız en büyük yalnızlıklardan biri de budur.

Sokaklarımız kalabalık, şehirlerimiz büyük, iletişim araçlarımız sınırsız. Fakat buna rağmen insanlar her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyor.

Çünkü artık birbirimizin gözlerinin içine bakmıyoruz.
Bir selamı, bir hâl hatır sormayı, bir insanın içindeki sessiz fırtınayı fark etmeyi ihmal ediyoruz.

Oysa insan, yalnızca ekmekle yaşamaz. İnsan bazen bir tebessümle ayağa kalkar, bir dost eliyle yeniden umut bulur, bir “Nasılsın?” sorusuyla hayata tutunur.

Bazen bir insanın hayatını değiştiren şey büyük yardımlar değil, unutulmadığını hissettiren küçük bir ilgidir.

Dostoyevski’nin yüzyıllar önce işaret ettiği yara bugün hâlâ kanamaya devam ediyor.

Hatta belki de daha derinden…

Çağımızda insanlar açlıklarını saklayabiliyor ama yalnızlıklarını gizleyemiyorlar.

Kalabalıkların içinde sessizce kaybolan, yardım istemekten vazgeçen ve görünmez hâle gelen milyonlarca insan var.

Bu yüzden mesele sadece yoksullukla mücadele etmek değildir.

Mesele, insanı yeniden insana hatırlatmaktır.

Birbirimizi fark etmeyi, birbirimizin yüküne omuz vermeyi ve en önemlisi kimseyi görünmez bırakmamayı öğrenmektir.

Bazen bir insanın en büyük ihtiyacı para değil, varlığının fark edildiğini bilmektir.

Ve belki de Dostoyevski’nin satırlarından yükselen o hüzünlü haykırış bugün hâlâ aynı soruyu sormaktadır.

“Vah bize… Vah biz gidi sefiller…”

Gerçek sefalet, cebin boşalması değil, insanın insanı görmeyi unutmasıdır.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 23 Haziran 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL