BENLİĞİNİ İLAHLAŞTIRANLARIN KAÇINILMAZ ÇÖKÜŞÜ..

BENLİĞİNİ İLAHLAŞTIRANLARIN KAÇINILMAZ ÇÖKÜŞÜ..

KÖŞE YAZISI ¦ BENLİĞİNİ İLAHLAŞTIRANLARIN KAÇINILMAZ ÇÖKÜŞÜ.. / 26 Haziran 2026

Modern çağın en büyük trajedilerinden biri, insanın kendisini tanımaktan uzaklaşıp kendi benliğine hayran olmaya başlamasıdır.

Bugün birçok insan, güçlü görünmeyi güçlü olmakla, alkışlanmayı değer görmekle, hükmetmeyi ise liderlik sanmaktadır.

Oysa gösterişin ve ihtişamın ardında çoğu zaman derin bir yalnızlık, kırılgan bir ruh ve bitmek bilmeyen bir onaylanma ihtiyacı saklıdır.

Psikiyatri bilimi buna Narsistik Kişilik Bozukluğu adını veriyor.

Ancak mesele yalnızca bir tıbbi tanımdan ibaret değildir.

Narsisizm, aynı zamanda insan ilişkilerini tüketen, güven duygusunu yok eden ve vicdanı körelten ciddi bir ahlaki ve toplumsal sorundur.

Narsistik yapıdaki insanlar, çoğu zaman kendilerini olduklarından daha büyük görürler. Başarılarını abartır, hatalarını küçümser, eleştiriyi ise kişiliklerine yapılmış bir saldırı olarak algılarlar.
Onlar için dünya, kendi etraflarında dönmesi gereken bir sahneden ibarettir.

Herkesin görevi ise bu sahnede onları alkışlamak, takdir etmek ve üstünlüklerini kabul etmektir.

Fakat hayat, hiç kimse için sonsuz bir alkış salonu değildir.

Gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldıklarında ise en küçük bir eleştiri bile büyük öfkelere dönüşebilir.

Narsistik kişiliklerde özgüven gibi görünen şeyin altında çoğu zaman derin bir kırılganlık ve sürekli beslenmesi gereken bir üstünlük duygusu yatar.

İşte psikolojide buna “Narsistik İncinme”
denilmektedir.

Daha da önemlisi, empati eksikliği bu yapının en belirgin özelliklerinden biridir.

Başkalarının acısını anlamakta zorlanan, insanların duygularını kendi çıkarlarının önünde göremeyen bir anlayış, zamanla ilişkileri de çıkar merkezli bir yapıya dönüştürür.

İnsanlar dost değil, araç, sadakat değil, menfaat,sevgi değil, itaat üzerinden değerlendirilir.

İş bitince insanlar unutulur, ihtiyaç kalmayınca ilişkiler değersizleşir.

Bugün ailelerden çalışma hayatına, sosyal çevrelerden yöneticilik anlayışına kadar birçok alanda yaşanan kırılmaların temelinde de bu benmerkezci anlayışın izlerini görmek mümkündür.

Kibir, insanı önce hakikatten, sonra vicdandan, en sonunda ise yalnızlıktan başka hiçbir şey bırakmayan karanlık bir yola sürükler.

Tarih boyunca da böylesi karakterlerin ortak özelliği değişmemiştir.

Kendilerini eleştirenleri düşman ilan etmiş, başarıyı sahiplenmiş, başarısızlığı ise başkalarının omuzlarına yüklemişlerdir.

Haklı olmayı, doğru olmaktan daha önemli görmüşlerdir.

Oysa gerçek büyüklük, hata yaptığında özür dileyebilmekte, eleştiriyi olgunlukla karşılayabilmekte ve başkasının gözyaşını kendi vicdanında hissedebilmektedir.

İnsan, kendisini dünyanın merkezi sandığı anda küçülmeye başlar.

Büyüklük, başkalarını ezmekte değil, başkalarıyla birlikte yükselebilmektedir.

Güç, korku üretmekte değil, güven verebilmektedir.

Saygınlık ise zorla alınan alkışlarda değil, gönüllerde bırakılan izlerde saklıdır.

Unutulmamalıdır ki,

Kibirle kurulan her saltanat, bir gün kendi ağırlığının altında ezilmeye mahkûmdur.

İnsanları kullanarak yükselenler, sonunda yalnızca kendi yankılarıyla baş başa kalırlar.

Ve geriye yalnızca insanın gerçek karakteri kalır.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 26 Haziran 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL