Bir Cenaze, Bir Ömür ve Vefanın Sessiz İmtihanı..

Bir Cenaze, Bir Ömür ve Vefanın Sessiz İmtihanı..

KÖŞE YAZISI ¦ Bir Cenaze, Bir Ömür ve Vefanın Sessiz İmtihanı.. / 12 Temmuz 2026

Hayat…

Bir varmış, bir yokmuş kadar kısa…

Her sabah yeni hayallerle uyandığımız, yarınlara dair planlar kurduğumuz bu dünya, aslında göz açıp kapayıncaya kadar geçip giden kısa bir misafirhane.

Bunu biliriz ama nedense hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar, hiç ayrılmayacakmış gibi sevdiklerimize sarılırız.

Ta ki bir gün, toprağın sessizliği bize hakikati yeniden hatırlatana kadar,

Önceki gün, yıllar önce Rahmet-i Rahman’a kavuşan kıymetli dostum Şaban abimin, “Benim biricik sultanım.” diyerek sevdiği torunu Ahsen’i, henüz on sekiz yaşında ebediyete uğurladık.

Daha hayatının baharında

Daha söyleyecek sözleri, kuracağı hayalleri, yaşayacağı nice güzel günleri vardı.

Fakat takdir ilahîydi…

Ahsen’i, babasının memleketi olan Sakarya’nın Karasu ilçesinde toprağa verdik.

Orada bulunmak benim için sadece bir cenazeye katılmak değildi. Bir dostluğun, yılların ve hatıraların arasında sessizce yürümekti.

Rahmetli Şaban abimle yıllarca kızının ve Ahsen’in yanına birlikte gittik. Her dönüşümüzde yüzünde tarifsiz bir hüzün olurdu. Arabaya biner, uzun süre konuşmazdı.

Bir gün dayanamadım, “Şaban abi, neden bu kadar üzülüyorsun?” diye sordum.

Başını hafifçe eğdi ve hayatım boyunca unutamayacağım şu cümleyi söyledi.

“Buraya gelmek ayrı bir dert,
Buradan gitmek daha ayrı bir dert.”

O gün sadece bir özlem cümlesi gibi gelen bu söz, yıllar sonra Ahsen’in tabutunun başında yüreğime kazındı.

Karasu yollarında ilerlerken anılar bir bir gözümün önünden geçti.

Ahsen, köye her gelişinde mutlaka beni bulurdu. Sonra kızım Zeynep’le buluşur, birlikte gezer, güler, çocukluklarının en güzel anlarını paylaşırlar, evimizin neşesi olurlardı.

Şimdi ise aynı yollar vardı…

Aynı gökyüzü…

Ama Ahsen yoktu.

İnsan bazı sessizliklerin ne kadar ağır olduğunu, ancak böyle günlerde anlıyor.

O gün bir kez daha fark ettim ki, ömür, sandığımız kadar uzun değilmiş.

Biriktirdiğimiz mallar, makamlar, unvanlar değil, bir çocuğun tebessümü, dostun muhabbeti, birlikte içilen bir bardak çay ve geride bırakılan güzel hatıralarmış insanı yaşatan.

Cenazede beni en çok düşündüren şeylerden biri de şuydu,

Şaban abim hayattayken etrafından ayrılmayan, dostluğunu her fırsatta dile getiren birçok kişiyi o gün göremedim.

İşte o an, vefanın ne kadar kıymetli ama ne kadar da az rastlanan bir erdem olduğunu bir kez daha hissettim.

Çünkü vefa yalnızca hayattayken omuz omuza yürümek değildir.

Vefa yokluğunda da unutmamak, geride bıraktıklarının elini tutmak, acıyı paylaşmak ve bir Fatiha ile bile olsa hatırlamaktır.

İnsan öldüğünde geriye bıraktığı miras yalnızca malı mülkü değildir.

Asıl miras, insanların kalbinde bıraktığı izdir.

Dualarla anılabilmektir.

İşte bunun adı vefadır.

Bugün Ahsen’i toprağa verirken, aslında bir kez daha kendimizi toprağın sessizliğinde gördük.

Çünkü her cenaze, geride kalanlara yazılmış en büyük nasihattir.

Her mezar taşı, “Bir gün sen de geleceksin.” diyen sessiz bir hakikattir.

Rabbim, sevgili Ahsen’e rahmetiyle muamele eylesin.

Mekânını cennet, makamını âli eylesin.

Başta annesi sevgili yeğenim Ayfer’e, dayısı Adnan’a, anneannesi Süzdüz ablama ve bütün ailesine sabr-ı cemil niyaz ediyorum.

Rahmetli Şaban abimi de rahmet ve özlemle yâd ediyorum.

Allah hiçbir anneye, hiçbir babaya, hiçbir dedeye ve hiçbir aileye evlat acısı yaşatmasın.

Çünkü bazı acılar anlatılmaz…

Sadece ömür boyu yürekte taşınır.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 12 Temmuz 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL