ADAMINA GÖRE DÜZENİN SONU…

ADAMINA GÖRE DÜZENİN SONU…

KÖŞE YAZISI ¦ ADAMINA GÖRE DÜZENİN SONU… / 04 Ekim 2026

Merkez Hakem Kurulu soruşturmasında beş kişinin tutuklanması, yalnızca futbolumuzun değil, memleketimizin yönetim anlayışının da sorgulanmasını gerektiriyor. Sahada adalet dağıtması beklenen bir kurumun böylesi bir soruşturmayla gündeme gelmesi, güvenin nasıl aşındığını gösteriyor.

Soruşturmada bazı hakemlerin objektif gerekçeler olmadan klasman dışı bırakıldığı, görevlerinin azaltıldığı ve bazılarına ayrıcalık tanındığı iddiaları inceleniyor.
Mesele, bir maçın sonucundan çok daha büyük: İnsanların emeğinin, mesleğinin ve geleceğinin kişisel tercihlere teslim edilip edilmediği…

Biz bu anlayışı tanıyoruz. Adamına göre hakem, adamına göre kadro, adamına göre makam, adamına göre adalet… İnsanın ne bildiğinden önce kimi tanıdığının sorulduğu, çalışkanlığından önce kime yakın olduğunun önemsendiği bir anlayış.

Liyakatin yerini sadakat, hakkın yerini hatır, kuralların yerini keyfî kararlar aldığında kurumların içi boşalır. Tabelalar yerinde durur, koltuklar dolu kalır, toplantılar yapılır, fakat o kurumun taşıması gereken güven giderek kaybolur.

Görevini doğru yapan yerine yöneticisini memnun eden yükseliyorsa, itiraz edenin önü kesilip susanın yolu açılıyorsa orada başarıyı belirleyen şey emek olmaktan çıkar. İnsanlar işlerini daha iyi yapmaya değil, güçlü olanla aralarını iyi tutmaya yönelir.

Çürüme tam da burada başlar.

Sonra çıkıp sorarlar.

“Bu kurumlar neden düzelmiyor?”

Ehliyetin önüne yakınlığı, emeğin önüne referansı, hukukun önüne hatırı koyduğunuz için düzelmiyor. Yanlış yapanı koruyup yanlışı söyleyeni cezalandırdığınız için düzelmiyor.
Denetimden kaçıp eleştiriyi düşmanlık saydığınız için düzelmiyor.

Bir insanın yıllarca verdiği emeği, bir yöneticinin hoşnutsuzluğuna kurban edemezsiniz.
Size teslim edilen yetkiyi kişisel hesaplarınız için kullanamazsınız.
Başında bulunduğunuz kurumu, çevrenize imkân dağıtan bir kapıya çeviremezsiniz.

Makam, kimseye insanların kaderiyle oynama hakkı vermez. O koltukta oturanın sorumluluğu, kendisine yakın olanları kollamak değil, aynı şartları taşıyan herkese aynı ölçüyü uygulamaktır.

Vatandaş hakkını alabilmek için araya birini sokmak zorunda kalıyorsa adalet duygusu yaralanır.
Bir genç, yıllarca çalışıp kazandığı hakkın başkasına verildiğini gördüğünde yalnızca bir fırsatı kaybetmez, emeğine, kurumlara ve ülkesindeki düzene duyduğu güveni de kaybeder.

Bu kaybı hiçbir gösterişli konuşma telafi edemez. Adaletten söz etmek kolaydır, asıl ölçü, karar verirken yakınınıza da uzağınıza da aynı kuralı uygulayabilmektir.

Bu nedenle soruşturmanın bütün yönleriyle aydınlatılması gerekir. Kararların hangi ölçütlerle alındığı, denetimin nerede aksadığı ve sorumluluğun kimlere uzandığı ortaya çıkarılmalıdır. Birkaç kişinin görevden ayrılmasıyla yetinilir, keyfîliğe imkân veren işleyiş korunursa aynı sorunlar başka isimlerle yeniden karşımıza çıkar.

Türkiye’nin derdi kader değildir. Türkiye’nin derdi yönetimdir.

Bu ülkenin çalışkan insanları, emeklerinin karşılığını almak için birilerinin kapısında beklemeyi hak etmiyor. Gençlerimiz, başarılarının önüne konulan tanıdık listelerine mahkûm edilemez. Dürüst insanlar, dürüst kaldıkları için geriye düşürülemez.

Liyakatin esas olduğu, kararların gerekçesinin açıklandığı, kayırmacılığın hesabının sorulduğu bir düzen kurmak zorundayız. Hakkı olanın kimseyi aramak, kimseye minnet etmek zorunda kalmadığı bir ülke olmak zorundayız.

Futbol da böyle düzelir, devlet de böyle güçlenir, milletin adalete güveni de böyle yeniden kazanılır.

Daha iyisi mümkündür. Bunun ilk şartı, “Bizim adamımız” diyerek yanlışı korumaktan vazgeçmektir.

Hiç kimsenin yakınlığı, bir başkasının hakkından daha kıymetli değildir.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 04 Ekim 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL