ALINGANLIĞIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN OLGUNLUK

ALINGANLIĞIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN OLGUNLUK

KÖŞE YAZISI ¦ ALINGANLIĞIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN OLGUNLUK / 10 Ekim 2026

Bazı insanlarla konuşurken ne söylediğinizden çok, söylediklerinizden neye alınacaklarını düşünürsünüz. Bir kelimeyi tartar, bir cümleyi yumuşatır, en sıradan değerlendirmeyi bile açıklamak zorunda kalırsınız.
Zamanla sohbetin yerini tedbir, samimiyetin yerini mesafe alır.

Her sözü üzerine almak, her eleştiriyi saldırı saymak, her farklı düşünceden kişisel bir hesap çıkarmak, insanın çevresiyle kurduğu ilişkiyi yıpratır.
Söylenenin anlamı geri planda kalır, kişinin kendi zihninde kurduğu hikaye öne geçer.

Alınganlık insani bir duygudur. Hepimiz kırılabilir, bir sözü yanlış anlayabiliriz. Ancak sürekli küsmek, tepki göstermek ve herkesten gönlünü almasını beklemek, bir süre sonra yerleşik bir tavra dönüşür. Yaş büyürken her anlaşmazlığı kırgınlıkla karşılamak, duygusal olgunluğun geride kaldığını gösterir.

Asıl vahamet ise birbiriyle ilgisi bulunmayan olayların aynı kişisel meseleye bağlanmasıdır. Başka bir ortamda söylenen söz, farklı bir konuda yapılan yorum, başka insanların yaşadığı anlaşmazlık…
Hepsi dönüp dolaşıp aynı yere getiriliyorsa, olayları kendi bağlamında değerlendirme imkânı kaybolur.

Beni kastettiler, bana gönderme yaptılar, benim için söylediler…

Bu düşünce sürekli tekrarlandığında, insan karşısındakini dinlemeyi bırakır. Niyet okur, bağlantılar kurar, ardından kendi yorumunu tartışılmaz bir gerçek gibi savunur. Açıklamalar da işe yaramaz, söylenen her yeni söz, eski kuşkunun içine yerleştirilir.

Üstelik bu yorumlar farklı çevrelerde aynı ton ve ifadelerle tekrarlandığında, ortaya birbirini doğrulayan bir anlatı çıkar. Oysa aynı kanaatin ağızdan ağıza dolaşması, doğruluğunun kanıtı değildir. İlgisiz olaylara ortak bir anlam yüklemek, gerçeği aydınlatmak yerine yanlış anlaşılmayı büyütebilir.

Böyle bir ortamın en ağır bedeli, açık konuşmanın giderek zorlaşmasıdır. İnsanlar düşüncelerini saklar, eleştirilerini erteler, sonunda susmayı seçer. Sürekli anlayış bekleyen kişi, başkalarını anlamaya ne kadar emek verdiğini de sorgulamalıdır.

Olgunluk, insanın kendi yorumundan şüphe edebilmesini gerektirir.

Acaba yanlış mı anladım? diye sorabilmek, gerektiğinde Bu sözün benimle ilgisi yokmuş diyebilmek, ilişkileri rahatlatır. Her meselede haklı çıkmaya çalışmak ise insanı hem yorucu hem de ulaşılması güç biri hâline getirir.

İnsan, her sözü kendisine yönelmiş saydıkça dünyasını daraltır. Bir süre sonra çevresinde yalnızca imalar, göndermeler ve hesaplar görmeye başlar. Oysa hayat, bizim kırgınlıklarımızdan çok daha geniştir.

Her sözü üzerine almak kolaydır. Asıl olgunluk, sözü kendi bağlamında değerlendirmek ve gerektiğinde meseleyi kendinden bağımsız görebilmektir.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 10 Ekim 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL