Siyaset Yazarlar

VİCDANINA SÜRGÜN İNSAN…

VİCDANINA SÜRGÜN İNSAN…

KÖŞE YAZISI ¦ VİCDANINA SÜRGÜN İNSAN… / 22 Ekim 2026

İnsan en çok kendi vicdanına sürgünmüş bu çağda… Yutkunduğu her cümle, sustuğu her haksızlık, göğsünde ağırlaşan bir yükmüş. Kalabalıkların içinde hayatına devam ederken, kendi içinde yarım bıraktığı hesaplarla yaşıyormuş.

Birilerini kaybetmemek, bulunduğumuz yeri korumak, huzurumuz bozulmasın diye nice gerçeğin üzerini örtüyoruz.

Şimdi sırası değil diyerek ertelediğimiz sözler, zamanla söylemeye cesaret edemediğimiz doğrulara dönüşüyor.

Gün bitiyor, herkes kendi evine çekiliyor, fakat gün boyunca susturduğumuz vicdan, gecenin sessizliğinde bize unuttuklarımızı hatırlatıyor.

İnsan, başkasına sunduğu gerekçelerle kendini her zaman ikna edemiyor.
Hakkı yenilen birinin yüzü, duymazdan geldiği bir yardım çağrısı, doğruyu bildiği hâlde sessiz kaldığı bir an zihninden silinmiyor. Hayatın telaşı içinde geride bıraktığını sandığı şey, hiç beklemediği bir vakitte karşısına çıkıyor.

Elbette her suskunluğu aynı terazide tartamayız. Korkunun, yorgunluğun, çaresizliğin insanın diline nasıl düğüm olduğunu bilmeden hüküm vermek kolaydır. Ancak kendimize karşı dürüst olmak zorundayız, Gerçekten gücümüz yetmediği için mi sustuk, yoksa rahatımız bozulmasın diye mi?
Bir başkasının uğradığı haksızlığı görmezden gelirken, aynı şey bizim başımıza geldiğinde kimlerin konuşmasını bekledik?

Çağın insanı biraz da bu çelişkilerin içinde yoruluyor. Adalet istiyor ama kendi yakını söz konusu olduğunda ölçüsünü değiştirebiliyor. Vefadan bahsediyor ama işi düştüğünde kapısını çaldığı insanı, ihtiyacı kalmayınca unutabiliyor. Başkasının hatasını bütün ayrıntılarıyla anlatırken, kendi yanlışına makul bir açıklama bulmakta zorlanmıyor. Böylece insanın söyledikleriyle yaşadıkları arasındaki mesafe her gün biraz daha açılıyor.

O mesafeyi kapatmak, insanın kendine yönelteceği samimi sorularla mümkün.

Bugün kimin hakkını gözettik?
Kimin gönlünü incittik?
Bir yükü hafifletebilecekken neden yolumuza devam ettik?

Verdiğimiz cevabın bizi haklı çıkarması yetmez, içimize de sinmesi gerekir. Çünkü insanın kendi vicdanında aklanamadığı bir mesele, başkalarının onayıyla kapanmıyor.

Bir bakışın bile tartıya gireceğine inandığımız o büyük güne doğru yürürken, hayatı yalnızca kazandıklarımız üzerinden değerlendiremeyiz. Kazanırken kimleri kırdığımızı, yükselirken hangi değerlerden vazgeçtiğimizi, kendimizi korurken kimi yalnız bıraktığımızı da düşünmek zorundayız. Makamların, unvanların ve kalabalıkların ardına sakladığımız insanlığımızla yüzleşeceğimiz bir günün varlığı, bugünkü davranışlarımıza yön vermeli.

Henüz vakit varken özür dilemek, bir hakkı teslim etmek, ihmal ettiğimiz bir insanın hâlini sormak mümkün. Yanlışımızı kabul etmek bizi küçültmez. Aksine, kendimize karşı dürüst kalabildiğimizi gösterir. Asıl ağır olan, hatayı fark ettiğimiz hâlde gururumuza yenilip onu sürdürmektir.

Gece başımızı yastığa koyduğumuzda içimizin huzurlu olması büyük nimettir. O huzurda kimsenin görmediği bir iyiliğin, çıkarımıza dokunsa da koruduğumuz bir hakkın, incitmemek için özen gösterdiğimiz bir gönlün payı vardır. İnsan ömrünün sonunda belki de en çok, bunları biriktirmiş olmayı isteyecek.

Allah niyetimizi hayır, akıbetimizi hayreylesin. Kendi kusurunu görebilen, başkasının acısını duyabilen ve doğru bildiğinin sorumluluğunu taşıyabilen insanlardan olmayı nasip etsin. Yolun sonunda, sustuklarımızın ağırlığıyla değil, hakkını verebildiğimiz bir ömrün huzuruyla huzuruna varabilelim.

Selam ve dua ile…

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 22 Ekim 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL