Siyaset Yazarlar

ZULMÜN HESABI, DİLİN UCUNDA KAPANMAZ!

ZULMÜN HESABI, DİLİN UCUNDA KAPANMAZ!

KÖŞE YAZISI ¦ ZULMÜN HESABI, DİLİN UCUNDA KAPANMAZ! / 22 Ekim 2026

Sormak lazım bu zalimlere: Kul hakkı yiyerek büyüttüğünüz servetin, yetimin sofrasından eksilttiğiniz lokmanın, adaleti çiğneyerek kararttığınız hayatların hesabı birkaç kelimeyle kapanacak mı?
Bir insanın ömrünü talan edip ardından dilinizden dökülen sözlerle bütün sorumluluktan kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz?
Allah’ın adaletini bu kadar mı ucuz görüyorsunuz?

Ne kolay bir düzen kurmuşsunuz kendinize Önce hakkı çiğne, sonra bağışlanmanın hesabını yap. Önce insanı mağdur et sonra vicdanını rahatlatacak bir söz ara. Mağdur kapınızda hakkını beklerken siz kendinizi temize çıkaracak yolların peşine düşün. Üstelik bütün bunları dinin diliyle anlatın, inancın arkasına saklayın.

Bu anlayışta mazlumun sesi duyulmuyor. Hakkı yenilenin ne yaşadığı, uğradığı zararın nasıl giderileceği konuşulmuyor. Bütün dikkat, haksızlığı yapanın nasıl rahatlayacağına çevriliyor. İşte insanın vicdanını yaralayan asıl çarpıklık burada başlıyor. Zulmün sonuçları ortada dururken zalime huzur dağıtılıyor.

Hûd suresinin 18. ayeti, Allah’a karşı yalan uydurmanın ağırlığını insanın önüne koyar. Âl-i İmrân suresinin 78. ayeti ise Kitap’tan olmayanı Kitap’tanmış gibi gösteren, Allah katından olmadığı hâlde söylediklerini Allah’a dayandıranları açıkça uyarır. Din adına söz söyleyen herkes, önce bu uyarıların karşısında kendi sözünü tartmak zorundadır.

Çünkü Allah adına konuşmak, kendi kanaatine kutsallık kazandırmanın yolu olamaz. Hiç kimse kendi yorumunu Allah’ın hükmü gibi sunarak insanların vicdanını teslim alamaz. Hele bağışlanma umudunu, işlenen haksızlıklarla yüzleşmeyi gereksiz gösterecek biçimde kullanmaya kimsenin hakkı yoktur.

Şu sözü şu kadar söylersen deniz köpüğü kadar günahın silinir vay be,
Peki, hakkı gasp edilen insan ne olacak?
Aylarca ücretini alamayan işçinin alın teri, iftirayla itibarı parçalanan insanın onuru, yetimin elinden alınan miras hangi hesabın içinde?

Sizin anlattığınız kurtuluşta onların adaleti nerede?

Bir insanın bağışlanma arzusu elbette değerlidir. Fakat bu arzunun samimiyeti yaptığı kötülük karşısındaki tutumunda görünür. Haksızlık sürerken, gasp edilen mal elde tutulurken, yalanın sağladığı menfaatten vazgeçilmezken söylenen sözler nasıl bir değişimin işaretidir?
İnsan, elini başkasının hakkından çekmeden hangi yüzleşmeyi tamamlamış olabilir?

Tövbe insanın hayatında bir karşılık bulmalıdır. Yanlıştan dönme iradesinde, zararı giderme çabasında, hak sahibinin karşısına çıkabilme cesaretinde,Bunların hiçbirine yanaşmadan yalnızca dilini çalıştıran kişi önce kendi vicdanına karşı dürüst olmak zorundadır.

Dini bir tekrar cetveline dönüştürüp ahlakı hayatın dışına itmenin ağır bir bedeli var. Böyle bir anlayışta insan, davranışını değiştirmek yerine onu telafi edeceğini sandığı bir formül arıyor. Yaptığının ağırlığını düşünmekten uzaklaşıyor; kendisine sunulan kolaylıkla oyalanıyor. Sonunda ibadet sürüyor ama haksızlık da sürüyor. Kelimeler çoğalıyor ama merhamet, dürüstlük ve adalet eksiliyor.

Bu yüzden din adına konuşanların sorumluluğu büyüktür. Anlattığınız şey, insanı başkasının hakkına karşı daha dikkatli kılmalı. Yalanın, iftiranın, hırsızlığın ve zulmün ağırlığını hissettirmeli. Eğer sözleriniz, haksızlık yapanın kendisini sorgulamadan yoluna devam etmesini sağlıyorsa dönüp neye hizmet ettiğinize bakmalısınız.

Allah’ın merhametini anlatırken mazlumun hakkını unutanlar, eksilttikleri adaletin hesabını da düşünmelidir. Çünkü bağışlanma üzerine kurulan hiçbir söz, acı çeken insanın yaşadıklarını önemsizleştiremez. Kimsenin gözyaşı, bir başkasının iç huzuru uğruna yok sayılamaz.

Yetimin sofrasından alınan lokma hala sizin sofranızdaysa, önce o lokmayı yerine koyun. Bir insanın hakkı hala elinizdeyse, önce o hakkı teslim edin. Yaydığınız yalan bir hayatı karartmaya devam ediyorsa, önce çıkıp gerçeği söyleyin.

Mazlum hala hakkını beklerken kendinize beraat yazmayın. Allah’ın adaletini, kendi kurduğunuz çıkar düzeninin hesabına uyduramazsınız!

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 22 Ekim 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL