
KÖŞE YAZISI ¦ MAKAMLAR GEÇİCİ, HİZMETLER KALICI; VEFA İSE BİR KARAKTER MESELESİDİR! / 06 Kasım 2026
Bazen bir şehrin hafızasını tazelemek, yapılan hizmetleri hatırlatmak ve emeğin hakkını teslim etmek gerekir. Çünkü vefa, yalnızca güzel günlerde söylenen bir söz değil, insanın karakterini, vicdanını ve hayata bakışını ortaya koyan bir duruştur.
Geçtiğimiz günlerde, hemşehrimiz, Tokat Milletvekilimiz ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Sayın Yusuf Beyazıt’ın memleketi Tokat’a gelişinde düzenlenen karşılama töreni üzerinden yapılan eleştirileri dikkatle takip ettim.
Kimileri makam aracını tartıştı, kimileri konfetileri, kimileri de karşılamanın coşkusunu…
Öyle bir hava oluşturuldu ki sanki Tokat’ta yaşanan en önemli mesele, bir devlet adamının memleketinde nasıl karşılandığıymış gibi davranıldı.
Oysa bütün bu tartışmaların arasında gözden kaçırılan önemli bir gerçek vardı. Tokat, devletimizin önemli makamlarından birine yükselen kendi evladını karşılıyordu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilliği sıradan bir görev değildir. Millet iradesinin temsil edildiği yüce Meclisimizin en önemli makamlarından biridir.
Bu makama gösterilen saygıyı kişisel bir ayrıcalık gibi değerlendirmek, devlet geleneğini ve makamın taşıdığı sorumluluğu görmezden gelmektir.
Makam araçları şahısların değil, makamların hizmetindedir. Bugün bir başkası, yarın bir başkası o görevi üstlenir.
Devletin makamı kalır, o makamda oturan insanlar değişir.
Elbette karşılama töreninin biçimi eleştirilebilir. Herkes düşüncesini özgürce ifade edebilir. Ancak eleştirinin de bir ölçüsü, bir hakkaniyeti ve bir vicdanı olmalıdır.
Asıl üzerinde durulması gereken mesele ne makam aracıdır ne de patlatılan konfetilerdir.
Asıl mesele, bir şehrin kendisine hizmet eden insanlara karşı gösterdiği vefadır.
Sayın Yusuf Beyazıt’ı yalnızca bugün bulunduğu makam üzerinden değerlendirmek, geçmişte ortaya koyduğu hizmetleri ve memleketine kazandırdığı değerleri görmezden gelmek olur.
Yusuf Beyazıt, Tokat için yalnızca bir milletvekili ya da devletin üst kademelerinde görev üstlenmiş bir siyasetçi değildir. Bu şehrin yetiştirdiği, devlet tecrübesiyle, hizmetleriyle ve mütevazı kişiliğiyle önemli bir değeridir.
Özellikle Vakıflar Genel Müdürlüğü döneminde ortaya koyduğu çalışmalar, yalnızca Tokat’ın değil, Türkiye’nin kültürel mirası açısından da önem taşımaktadır.
Bir zamanlar kapılarına zincir vurulmuş, bakımsızlığa terk edilmiş, kaderine bırakılmış tarihî eserlerin yeniden ayağa kaldırılması, vakıf kültürünün yaşatılması ve ecdat yadigârı yapıların gelecek nesillere aktarılması yönünde önemli hizmetlere öncülük etmiştir.
Tokat’taki Hatuniye Camii, Yazmacılar Hanı, Ali Paşa Camii, Ulu Camii ve Takyeciler Camii gibi tarihî eserlerin korunması ve yaşatılmasına yönelik çalışmalar, bugün şehrimizin kültür turizmine güç veren önemli süreçler arasında yer almaktadır.
Ancak burada özellikle altını çizmek istediğim bir husus var.
Yusuf Beyazıt’ın tarihî mirasa yönelik hizmetlerini yalnızca Tokat’la sınırlandırmak, ortaya koyduğu emeğe haksızlık olur.
Vakıflar Genel Müdürlüğü döneminde Türkiye’nin dört bir yanında, yılların ihmaliyle yıpranmış, yok olmaya yüz tutmuş, hatta varlığı dahi unutulmaya başlanmış pek çok tarihî vakıf eserinin yeniden gün yüzüne çıkarılması, restorasyonu ve milletimizin hizmetine sunulması yönündeki çalışmalarda önemli sorumluluklar üstlenmiştir.
Üstelik bu hizmet anlayışı ülkemizin sınırlarını da aşmıştır.
Balkanlar’da Osmanlı’dan miras kalan, asırlardır Türk-İslam medeniyetinin izlerini taşıyan tarihî eserlerin korunması, onarılması ve yeniden hayat bulması yönündeki çalışmalarda da emeği ve katkısı bulunmaktadır.
Bir caminin kubbesini onarmak, bir hanın kapısını yeniden açmak, bir medreseyi ayağa kaldırmak yalnızca taşları bir araya getirmek değildir.
Bu, bir milletin hafızasını korumaktır.
Bu, geçmişle gelecek arasında köprü kurmaktır.
Bu, ecdadın emanetine sahip çıkmaktır.
Anadolu’da unutulmaya yüz tutmuş bir vakıf eserinin yeniden hayat bulması da Balkanlar’da asırlık bir Osmanlı yadigârının korunması da aynı tarihî sorumluluğun ifadesidir.
Bugün Tokat’ın tarihî sokaklarında yürürken, asırlık eserlerini ziyaret ederken, şehir dışından gelen misafirlerimize kültürel zenginliğimizi anlatırken bu hizmetlerin kıymetini daha iyi anlıyoruz.
Bazıları hizmet denildiğinde yalnızca fabrika bacası görmek isteyebilir.
Elbette Tokat’ın fabrikaya, üretime ve istihdama ihtiyacı vardır. Bunu hiç kimse inkar edemez.
Ancak turizm de bir ekonomidir. Tarihî eserlerin yeniden işlev kazanması da istihdamdır. Şehre gelen her ziyaretçinin esnafa bıraktığı kazanç da ekonomik bir değerdir.
Bir başka ifadeyle, kültürel mirasın korunmasıyla oluşturulan bu alanlar, şehrin bacasız fabrikalarıdır.
Tokat bugün “900 adımda 900 yıllık tarih” diyerek kendisini tanıtıyorsa, bu tarihî mirasın korunmasına katkı sunan herkesin emeğini teslim etmek gerekir.
Yusuf Beyazıt da bu emeğin önemli sahiplerinden biridir.
Bir başka hususu da özellikle ifade etmek istiyorum.
Benim tanıdığım Yusuf Beyazıt, makamıyla insanlara mesafe koyan, bulunduğu görevi kişisel üstünlük meselesine dönüştüren, koltuğunun gücüyle insanlara tepeden bakan birisi değildir.
Kendisinde kibir görmedim, ego görmedim, gösteriş merakı görmedim.
Aksine, bulunduğu makam ne olursa olsun mütevazı kişiliğini koruyan, insanlarla iletişiminde samimiyeti esas alan, geldiği yeri ve yetiştiği toprakları unutmayan bir hemşehrimiz olarak tanıdım.
Bu benim şahsi gözlemim ve kanaatimdir.
Makam sahibi olmak insanı büyük yapmaz. İnsanı büyük yapan, sahip olduğu makamın gücüne rağmen tevazusunu, nezaketini ve insanlığını koruyabilmesidir.
Çünkü bazı insanlar makamdan güç alır, bazı insanlar ise bulundukları makama değer katar.
İnsanların gerçek karakteri de çoğu zaman ellerine güç geçtiğinde ortaya çıkar.
Dün selam verdiği insanı bugün tanımayanları, küçük bir makam elde ettiğinde yürüyüşü ve konuşması değişenleri, koltuğunu kişisel saltanatına dönüştürenleri bu toplum yeterince gördü.
Bu nedenle tevazusunu koruyan insanların hakkını teslim etmek gerekir.
Burada kimseye eleştiri yapmayın demiyorum.
Elbette eleştirin. Sorgulayın. Eksikleri söyleyin. Yapılmayan hizmetleri gündeme getirin. Tokat’ın daha fazla yatırım almasını, daha fazla istihdam oluşturulmasını ve hak ettiği noktaya gelmesini isteyin.
Bunlar hepimizin ortak sorumluluğudur.
Ancak eleştiri yapmak başka, yapılan hizmetleri yok saymak başka bir meseledir.
Bir insanı sevmeyebilirsiniz. Siyasi düşüncesine katılmayabilirsiniz. Hatta icraatlarını yetersiz de bulabilirsiniz.
Fakat bütün bunlar, geçmişte ortaya koyduğu emeği inkar etmeyi gerektirmez.
Adalet yalnızca yanlışları söylemek değildir, doğruları da teslim edebilmektir.
Bir insanın hakkını teslim etmek için onunla aynı siyasi görüşü paylaşmak zorunda değilsiniz.
Bir devlet adamına saygı göstermek için onun partisine mensup olmanız gerekmez.
Bir hemşehrinizin başarısından memnuniyet duymak için onunla her konuda aynı düşünmeniz de şart değildir.
İşte toplumsal olgunluk tam da burada başlar.
Bugün Yusuf Beyazıt’a gösterilen saygıyı eleştirenlerin, yarın başka bir siyasi görüşten hemşehrimiz aynı makama geldiğinde de aynı ölçüyü kullanması gerekir.
Çünkü devlet makamları kişisel ve siyasi çekişmelerin üzerinde tutulmalıdır.
Tokat’ın yetiştirdiği insanların ülkemizin önemli makamlarında görev üstlenmesi, bu şehir adına bir kazanımdır.
Bu kazanımı küçümsemek yerine, Tokat’ın yararına nasıl dönüştürebileceğimizi düşünmeliyiz.
Artık birbirimizin başarısından rahatsız olmayı değil, ortak başarılarımızla gurur duymayı öğrenmeliyiz.
Tokat’ın kaybedecek vakti yok.
Bu şehrin yatırıma, üretime, istihdama, turizme ve güçlü bir ortak iradeye ihtiyacı var.
Siyasi farklılıklarımızı bir kenara bırakıp memleket söz konusu olduğunda aynı hedef etrafında buluşabilmeliyiz.
Kim bu şehre bir taş koymuşsa teşekkür etmeliyiz.
Kim daha fazlasını yapmışsa hakkını teslim etmeliyiz.
Kim eksik bırakmışsa onu da medeni bir dille eleştirebilmeliyiz.
Çünkü hizmetin partisi, emeğin siyasi kimliği, vefanın da ideolojisi olmaz.
Sayın Yusuf Beyazıt’ın geçmişteki hizmetlerini takdir etmek, bugün kendisinden daha fazla hizmet beklememize engel değildir.
Aksine, tecrübesi ve bulunduğu makam itibarıyla Tokat’ın sorunlarının çözümünde, yeni yatırımların kazandırılmasında ve şehrimizin hak ettiği gelişmişlik düzeyine ulaşmasında kendisinden beklentilerimiz de büyüktür.
Geçmişte yapılanları takdir ederken gelecekte yapılması gerekenleri de dile getirmek, bu memlekete karşı sorumluluğumuzdur.
Konfetiler yere düşer, meşaleler söner, kalabalıklar dağılır. Makam araçları garajlarına çekilir. Bir gün makamlar da değişir, unvanlar da sona erer.
Ama geriye yapılan hizmetler, bırakılan eserler ve insanların gönlünde kazanılan yer kalır.
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilliği gibi önemli bir görevi üstlenen hemşehrimiz Sayın Yusuf Beyazıt’ın memleketinde karşılanmasını, Tokat’ın kendi evladına gösterdiği bir saygı ve vefa olarak değerlendiriyorum.
Kendisine üstlendiği önemli görevde başarılar diliyor, Tokat’a, ülkemizin farklı bölgelerine ve Balkanlar’daki tarihi mirasımıza sunduğu katkılar için teşekkür ediyorum.
Ve bu tartışmalar üzerinden herkese küçük bir hatırlatmada bulunmak istiyorum.
Bir insanın değerini yalnızca oturduğu koltukla ölçmeyin. O koltuğa oturmadan önce ne yaptığına, oturduğunda nasıl davrandığına ve kalktığında geride ne bırakacağına bakın.
Makam geçicidir, insanlık kalıcıdır.
Kibir insanı küçültür, tevazu insanı yüceltir.
Vefa ise insanın karakterini gösterir.
Bir şehrin büyüklüğü yalnızca yetiştirdiği değerlerle değil, o değerlere sahip çıkabilme erdemiyle de ölçülür.
Başkalarının başarılarını küçülterek kendi değerinizi büyütemezsiniz. Başkasının emeğini inkar ederek de memlekete hizmet etmiş olmazsınız.
Herkesin siyasi görüşü kendisine, fakat hizmetin hakkı da sahibine teslim edilmelidir.
Saygı makama, takdir hizmete, vefa insana yakışır.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 06 Kasım 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)