
YÜZLEŞMEDEN KURTULUŞ YOK…
Güvenin tükendiği bir çağda, suskun kalmak ihanettir.
Dört bir yanımız kuşatma altında. Dışarıdaki düşman belli; pusu kurar, fırsat kollar. Ama asıl mesele içeridekilerdir. Masanıza oturur, çayınızı içer, omzunuza dokunur ama ilk fırsatta sırtınıza hançeri saplar. Dualar eder gibi konuşurlar ama içleri kinle doludur. Artık görmenin, anlamanın ve susmamayı öğrenmenin vaktidir.
Bugün yüzleşmemiz gereken en büyük gerçek, geçmişin acılarını hâlâ bastırıyor oluşumuzdur. Unutulmuş travmalar, halının altına süpürülmüş ihanetler, “idare edelim” diyerek normalleştirilmiş kötülükler… Bunlarla yüzleşmeden hiçbir yere varamayız. Çünkü hayat, sadece akıp giden bir zaman değil; tavırla, duruşla ve cesaretle anlam kazanır.
–♦—♦—♦–
Güven, Bu Çağın Kayıp Değeri Artık herkes konuşuyor, ama kimseye güvenilmiyor. Sözlerin içi boş, yüzlerin ardı sisli. Güvenin olmadığı yerde ne huzur olur ne de umut. Kimse birbirine tam olarak yaslanamıyor. Çünkü güvenmek artık bir cesaret işidir.
Halbuki güvenilir insan olmak, bir insanın ulaşabileceği en yüksek mertebelerden biridir. Bu öyle bir mertebedir ki; ne mevkiyle ne servetle ölçülür. Sadece duruşla, omurgayla ve tutarlılıkla kazanılır. Ama maalesef, bugün güveni hak etmeyenler en çok güven talep edenler oldu.
İnsanları gerçekten tanımanın iki yolu vardır: Elinde hiçbir şey yokken gösterdiği sabır ve her şeye sahipken takındığı tavır. Bu ikisi, bir insanın karakterini acımasızca ortaya koyar. Ve ne yazık ki, bu sınavdan geçen pek az insan kaldı.
–♦—♦—♦–
Bakışlar Yalan Söylemez Artık sözlere değil, gözlere bakmak gerek. Çünkü kelimeler süslenebilir ama gözler çıplaktır. Derin bir bakış, uzun bir yolculuğun habercisidir. O yolculuk bazen kendi içimize, bazen de başkasının gerçek yüzüne çıkar. Göz, iç dünyanın dürüst tercümanıdır. Ve bakışlar, çoğu zaman çığlık atmadan her şeyi anlatır.
Ama biz bakmayı da, görmeyi de unuttuk. Göz göre göre yalanlara alkış tutuyor, iftiralara sessiz kalıyor, kötülüğe “belki susarsam geçer” diyerek ortak oluyoruz. Halbuki susmak, çoğu zaman taraf olmaktır. Ve bu çağda susanlar, konuşanlardan daha tehlikelidir.
–♦—♦—♦–
Kendi Işığını Yak; Hayatı anlamlı kılmak, başkalarının ışığını söndürmekle değil, kendi ışığını yakmakla olur. Aşık Veysel’in dediği gibi: “Kötü niyetle elde edilen hiçbir şey kalıcı değildir.” Kötülük, belki geçici bir zafer sağlar ama sonunda çöküş kaçınılmazdır. Çünkü hakikat, çamurun içinde bile olsa yolunu bulur.
Artık herkes aynaya bakmalı. Kendini kandırmaktan vazgeçmeli. Kim olduğumuzu, neye dönüştüğümüzü ve nasıl yaşamak istediğimizi yüksek sesle sormalıyız. Yoksa biz sormadan hayat cevabı acı şekilde verir.
–♦—♦—♦–
Ve unutmayalım:
Herkes kendi yüküyle gider, gideceği yere.
Ama bazıları o yolun sonunda sadece kendini bulur. Ne dost kalır yanında, ne de dua eden bir kalp…
Musa Özdemir 08.08.2025 Cuma
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)