GERÇEKLERİN ÜZERİNE ÖRTÜLEN SİS PERDELERİ…

GERÇEKLERİN ÜZERİNE ÖRTÜLEN SİS PERDELERİ…

KÖŞE YAZISI ¦ GERÇEKLERİN ÜZERİNE ÖRTÜLEN SİS PERDELERİ… / 21 Nisan 2026

Bazen bir ülkenin hafızası,
sadece yaşananlarla değil,
o yaşananların nasıl anlatıldığıyla şekillenir.

Ve bazen anlatılanlar,
gerçeği aydınlatmak yerine
onu gölgede bırakır.

Türkiye’de uzun yıllardır bazı isimler,
fikirlerinden çok ortaya attıkları tezlerle
zihinlerde derin soru işaretleri bırakıyor.

Yalçın Küçük de bu isimlerden biridir.

Ortaya koyduğu yaklaşımlara bakıldığında;
Cumhuriyetin kurucu kadrolarının tartışmaya açıldığı,
tarihin kimlikler üzerinden yeniden yorumlandığı
ve milletin ortak hafızasının aşındırılmaya çalışıldığı görülmektedir.

Bu noktada mesele sadece bir fikir tartışması değildir.

Asıl mesele, bu söylemlerin toplumda nasıl bir etki oluşturduğudur.

Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden yürüyen tartışmalar,
zamanla sadece bir eleştiri zemini olmaktan çıkmış,
kurumsal itibarı sorgulayan ve kamuoyunda güven duygusunu zedeleyen
bir çizgiye evrilmiştir.

Oysa bir ülkenin ordusu yalnızca askeri gücüyle değil,
toplum nezdindeki itibarıyla da varlığını sürdürür.

Bu itibarın zedelenmesi,
doğrudan ülkenin savunma reflekslerini etkileyen bir sonuç doğurur.

Kıbrıs gibi hayati bir meselede dahi
Türkiye’nin tezlerini gölgeleyen yaklaşımların
“entelektüel yorum” adı altında sunulması,
bu tartışmaların ne kadar hassas bir zeminde yürütüldüğünü göstermektedir.

Ancak mesele yalnızca fikirler değildir.
Türkiye’nin yakın tarihine baktığımızda,
benzer alanlarda çalışan ve dikkat çeken bazı isimlerle karşılaşırız,

Hiram Abbas
Devletin istihbarat sahasında görev almış,
özellikle terörle mücadele ve dış bağlantılar üzerine çalışmalar yürütmüş bir isim.

Uğur Mumcu
Terör örgütlerinin uluslararası bağlantılarını,
silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ağlarını araştıran,
Türkiye’nin üniter yapısına yönelik tehditleri kamuoyuna taşıyan bir gazeteci.

Bahriye Üçok
Laiklik ve Cumhuriyet değerleri konusunda net bir duruş sergileyen,
dini istismar eden yapılara karşı açık tavır alan bir akademisyen ve siyasetçi.

Necip Hablemitoğlu
Devlet içindeki yapılanmaları ve dış bağlantıları inceleyen,
özellikle ilerleyen yıllarda FETÖ olarak adlandırılacak yapının
örgütlenmesine dikkat çeken bir akademisyen.

Bu isimlerin ortak özelliği
devleti zayıflatmak değil,
devletin karşı karşıya olduğu tehditleri ortaya koymaya çalışmalarıydı.

Ancak hepsi bir şekilde susturuldu.
Bu durum, Türkiye’de bazı konuların
ne kadar hassas ve tartışmalı bir zeminde yer aldığını göstermektedir.

Ve tam da bu alanlarda,
yıllar boyunca benzer tezlerin yeniden gündeme getirilmesi
elbette sorgulanması gereken bir durumdur.

Yıllarca Cumhuriyet’e ve Atatürk’e mesafeli duran bir söylemin,
zamanla yön değiştirerek
Ulusalcı ya da Atatürkçü bir kimlikle yeniden ortaya çıkması,

Bu durum, doğal olarak kamuoyunda
samimiyet tartışmasını beraberinde getirmektedir.

Çünkü mesele sadece ne söylendiği değil,
o sözün hangi zeminde ve ne amaçla söylendiğidir.

Bugün Türkiye’de toplumun büyük bir kesimi,
söylenen sözlerden çok
o sözlerin arka planını sorgulamaktadır.

Toplumu ayrıştırmak,
tarihi tartışmalı hale getirmek
ve devlet ile millet arasına güvensizlik yerleştirmek
farklı yöntemlerle de olsa
aynı sonuca hizmet eder.

Bu bazen ideolojik bir dil üzerinden yapılır,
bazen akademik bir söylemle,
bazen de aydın kimliği altında.

Ancak sonuç değişmez;

Ayrışma,
Şüphe,
Zayıflama,

Bu nedenle açıkça ifade etmek gerekir ki;

Bu ülkenin kurucu değerlerini hedef alan her yaklaşım,
hangi çerçevede sunulursa sunulsun
toplumsal bütünlüğe zarar verme riski taşır.

Ve bugün gelinen noktada,
bu millet artık sadece söylenenleri değil,
o sözlerin neden söylendiğini de sorgulamaktadır.

Bu ülke masa başında yazılan tezlerle değil,
milletin iradesi ve fedakârlığıyla kurulmuştur.

Hiçbir söylem,
hiçbir yorum
bu gerçeği değiştiremez.

Son Olarakta;
Bu millet artık yalnızca yazılanı değil,
yazdıranı da dikkatle izliyor.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 21 Nisan 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL