
KÖŞE YAZISI ¦ Vatandaş soyulurken devlet neredeydi? / 26 Eylül 2026
Dünyanın hangi ülkesinde devlet, vatandaşının göz göre göre soyulmasına seyirci kalabilir?
Bir ülkede insanların yıllarca çalışarak elde ettiği birikimler, çocuklarının geleceği için ayırdığı paralar ve emeklilik hayalleri birtakım çıkar çevrelerinin elinde yok oluyorsa yalnızca parayı alanları konuşmak yeterli değildir.
Şimdi sormak lazım;
Vatandaşın parasını korumakla görevli kurumlar o sırada neredeydi?
Bugün makam sahipleri birbirlerine ayar vermeye, sorumluluğu başka kurumların üzerine atmaya ve yaşananların faturasından kurtulmaya çalışıyor.
Ancak sonuç değişmiyor.
Her zaman olduğu gibi bedeli yine vatandaş ödüyor.
Kazanç sağlanırken birileri servetine servet katıyor, zarar ortaya çıktığında ise yük milletin omuzlarına bırakılıyor.
Bu, adalet değildir.
Bu, sorumluluğun vatandaşa yüklenmesidir.
Birkaç kişiyi tutuklamak yeter mi?
Elbette suç işleyen, vatandaşın parasını alan ve haksız kazanç sağlayan herkes hukuk önünde hesap vermelidir.
Ancak birkaç kişiyi gözaltına almak veya hapse göndermek, böylesine büyük bir meselenin çözüldüğü anlamına gelmez.
Çünkü bu yapılar bir günde kurulmadı.
Bu paralar bir gecede toplanmadı.
Bu servetler bir sabah ansızın ortaya çıkmadı.
Yıllar boyunca büyüyen, milyarlarca liralık işlem yapan ve binlerce insanın parasını yöneten yapılardan söz ediyoruz.
Böylesine büyük bir sistem işlerken denetim kurumlarının hiçbir şey görmediğini kabul etmek mümkün müdür?
Kim gördü de sustu?
Kim biliyordu da müdahale etmedi?
Kim görevini ihmal etti?
Kim siyasi veya bürokratik nüfuzunu kullanarak bu yapıların önünü açtı?
Kim vatandaşın feryadını duyduğu halde başını başka tarafa çevirdi?
Bu sorular cevaplandırılmadan yapılan hiçbir açıklama kamuoyunun vicdanını rahatlatmaz.
Devletin görevi suçtan sonra ortaya çıkmak değildir
Devletin görevi yalnızca suç işlendikten sonra operasyon yapmak değildir. Devletin asli vazifesi, suçun işlenmesini önlemek, vatandaşının canını, malını, emeğini ve geleceğini korumaktır.
Yangın çıktıktan sonra itfaiye göndermek elbette önemlidir. Ancak yangının çıkmasına göz yumulmuş, gerekli tedbirler alınmamış ve uyarılar dikkate alınmamışsa yalnızca alevleri söndürmekle sorumluluk ortadan kalkmaz.
Vatandaş, parasını devletin izin verdiğine, denetlediğine ve gözetim altında tuttuğuna inandığı kurumlara emanet ediyor. Çünkü karşısında yalnızca bir tabela değil, devletin otoritesini görüyor.
Eğer bu güven kötüye kullanılmışsa vatandaşın karşısına çıkıp yalnızca “Dolandırıldınız” demek kabul edilemez.
Vatandaş kendi hâline bırakılamaz.
Kaybolan paranın izi sonuna kadar sürülmeli, haksız kazançlara el konulmalı ve mağdur edilen insanların zararları karşılanmalıdır.
Sorumluluk zinciri sonuna kadar takip edilmelidir
Bir ülkede birkaç kişi olağanüstü biçimde zenginleşirken binlerce insan aynı anda yoksullaşıyorsa orada yalnızca bireysel suçlardan değil, sistemli bir düzenden söz edilir.
Bu nedenle soruşturma yalnızca parayı alanlarla sınırlı tutulmamalıdır.
Denetlemeyenler, görmezden gelenler, görevini ihmal edenler, nüfuz sağlayanlar ve bu sistemin büyümesine imkân tanıyanlar da hukuk önünde hesap vermelidir.
Kimse makamının arkasına saklanmamalıdır.
Kimse sorumluluğu başka bir kuruma havale etmemelidir.
Kimse siyasi gücüne, bürokratik konumuna veya sermaye çevrelerine güvenmemelidir.
Çünkü devlet makamları kişisel nüfuz ve itibar alanı değil, millete karşı taşınan ağır bir sorumluluktur.
Yetkiniz varsa sorumluluğunuz da vardır.
İmzanız varsa verecek hesabınız da vardır.
Makamınız varsa vatandaşın hakkını koruma mecburiyetiniz de vardır.
Fatura kime kesilecek?
Bugün cevap bekleyen en önemli soru budur.
Bu büyük hırsızlığın faturası kime kesilecektir?
Yine küçük yatırımcıya mı?
Yine emekliye, işçiye ve memura mı?
Yine evini, arabasını satan veya yılların birikimini ortaya koyarak yatırım yapan vatandaşa mı?
Hayır!
Bu faturayı vatandaş ödememelidir.
Fatura; sistemi kuranlara, yönetenlere, bundan çıkar sağlayanlara, denetim görevini yerine getirmeyenlere ve olanları görüp susanlara kesilmelidir.
Makrizi’ye atfedilen şu söz, yaşananların özeti gibidir.
“Hiçbir millet yoksulluk yüzünden helak olmamıştır, aksine milletler adaletsizlik yüzünden helak olur.”
Bir milleti ayakta tutan yalnızca ekonomik gücü değil, devlete, hukuka ve adalete duyduğu güvendir.
Bu güven bir kez kaybedildiğinde ekonomik tablolar düzeltilse bile devlet ile millet arasındaki bağın onarılması kolay olmaz.
Biz kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini istemiyoruz. Ancak gerçeğin bütün açıklığıyla ortaya çıkarılmasını ve sorumluluk zincirinin makam ve mevki gözetilmeden sonuna kadar takip edilmesini istiyoruz.
Vatandaşın çalınan her kuruşu geri verilmelidir.
Haksız kazanç sağlayanlardan hesap sorulmalıdır.
Görevini ihmal edenler koltuklarında oturmaya devam etmemelidir.
Birkaç kişiyi tutuklamak adaletin başlangıcı olabilir, fakat asla sonu değildir.
Gerçek adalet, yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, mağdurun hakkını da teslim etmektir.
Bu millet, soyulmaya, susturulmaya ve sonunda kendi zararının faturasını ödemeye mahkum değildir.
Artık kurumların birbirlerine ayar verme zamanı değil, millete hesap verme zamanıdır.
Fatura vatandaşa değil, bu düzeni kuranlara, işletenlere ve seyredenlere kesilmelidir.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 26 Eylül 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)