
KÖŞE YAZISI ¦ MAKAMI TAŞIMAK BAŞKA, MÜCADELENİN RUHUNU TAŞIMAK BAŞKA… / 31 Ekim 2026
Bir mücadelenin en büyük kaybı, karşısındaki rakipler değil, kendi saflarında yer aldığı mücadelenin ruhunu anlamadan makamını taşıyan insanlardır.
Her mücadelenin bir geçmişi, bir bedeli, bir de vicdanı vardır. O mücadeleye gönül verenlerin emeği, fedakârlığı, sabrı ve sadakati vardır. Kimileri yıllarını verir, kimileri en zor zamanlarda elini taşın altına koyar. Kimileri de hiçbir bedel ödemeden, başkalarının verdiği mücadelenin sonunda ortaya çıkan imkânlardan yararlanmaya çalışır.
Dün mücadelenin hiçbir yerinde görünmeyenler, bugün makamın verdiği güçle geçmişin emektarlarına yön vermeye kalkar. O makama hangi şartlarda gelindiğini, kimlerin hangi fedakarlıkları yaptığını bilmeden ahkâm keserler.
Daha da kötüsü, kendilerini bulundukları makamın sahibi, o makamın gerçek sahiplerini ise kendilerine muhtaç insanlar olarak görmeye başlarlar.
Oysa makam, insanın şahsi mülkü değildir. Hele bir mücadelenin sonunda elde edilmişse, o makamın üzerinde sayısız insanın emeği, alın teri ve hakkı vardır.
Makamın büyüklüğü, oturanın kudretinden değil, taşıdığı sorumluluktan gelir.
Ne yazık ki bazı insanlar makama gelince geçmişini unutur. Dün yanında yürüdüğü insanlara bugün yukarıdan bakar. Kendisine yol açanları görmezden gelir, en küçük eleştiriyi düşmanlık sayar. Etrafında kendisini alkışlayan bir kalabalık oluşturur ve zamanla o alkışların arasında gerçeği duyamaz hâle gelir.
Böyle bir anlayışın olduğu yerde samimiyet azalır, güven zedelenir, liyakat geri plana itilir. Mücadelenin yükünü taşıyanlar yorulurken, mücadeleyi şahsi hesaplarına alet edenler güç kazanır.
Bir davaya, bir kuruma ya da ortak bir ideale verilebilecek en büyük zarar budur.
Çünkü mücadeleler yalnızca dışarıdan gelen saldırılarla zayıflamaz. Bazen içerideki kibir, vefasızlık, çıkar hesapları ve makam sarhoşluğu, dışarıdaki bütün rakiplerden daha fazla zarar verir.
Dün omuz omuza yürüdüklerini bugün rakip görenler, eleştiriyi ihanet sayanlar, sadakati şahıslarına bağlılık zannedenler, aslında temsil ettikleri mücadelenin ruhundan çoktan uzaklaşmışlardır.
Bir insanın gerçek karakteri, makam sahibi olmadan önce söyledikleriyle makam sahibi olduktan sonra yaptıkları arasındaki mesafede ortaya çıkar.
Dün adaletten söz edip bugün haksızlığa göz yumanların, dün liyakati savunup bugün yakınlarını kayıranların, dün vefadan bahsedip bugün geçmişin emektarlarını unutanların hangi mücadeleyi temsil ettiklerini sorgulamak gerekir.
Mücadele, yalnızca kazanmak değildir. Kazandıktan sonra da ilkelerini koruyabilmektir.
Benim için mesele hiçbir zaman kimin hangi koltukta oturduğu olmadı. Önemli olan, o koltuğun hakkını verip vermediğidir. İnsanların unvanlarına değil, duruşlarına; söylediklerine değil, yaptıklarına bakarım.
Kimsenin makamından çekinerek yanlışına doğru diyemem. Kimsenin gönlünü hoş tutmak adına bildiğim hakikati eğip bükemem.
Doğruyu söylemek bazen dost kaybettirir, bazen insanı yalnız bırakır, bazen de dokuz köyden kovulmayı göze almayı gerektirir.
Fakat insan, sustuğu yanlışların ağırlığını taşımaktansa söylediği doğruların bedelini ödemeyi tercih edebilmelidir.
Ben doğruyu söyleyeyim, gerisi dokuz köyün sorunu,
Kim rahatsız olursa olsun, hangi hesap bozulursa bozulsun, hangi makamın konforu sarsılırsa sarsılsın…
Hakikatin karşısında makamın da unvanın da kalabalıkların da bir hükmü yoktur.
Bugün sahip olduğu makamı kendisine güç zannedenler, yarın o makamdan ayrıldıklarında geriye ne bıraktıklarına bakmalıdır. Biriktirdikleri alkışlara mı, kırdıkları gönüllere mi, yoksa hakkını teslim ettikleri insanların duasına mı?
Zira makamlar geçicidir. İnsanları o makamlara taşıyan şartlar da değişir. Ancak karakter, vefa ve duruş insanın geride bıraktığı en önemli mirastır.
Bir mücadelenin gerçek kaybı, makamını kaybedenler değil, makam uğruna mücadelenin ruhunu kaybedenlerdir.
Ve insanın asıl değeri, oturduğu koltukla değil, o koltuktan kalktığında arkasında bıraktığı saygıyla ölçülür.
Makamı taşımak kolaydır; zor olan, o makamın ahlakını, vicdanını ve sorumluluğunu taşıyabilmektir.
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 31 Ekim 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)