ATEŞKESİN GÖLGESİNDE: BARIŞ MI, MESAJ MI?

ATEŞKESİN GÖLGESİNDE: BARIŞ MI, MESAJ MI?

 KÖŞE YAZISI ¦ ATEŞKESİN GÖLGESİNDE: BARIŞ MI, MESAJ MI? / 09 Nisan 2026

Dünya yine ince bir ipin üzerinde yürürken,
Bir haber düştü ajanslara,

ABD ile İran arasında iki haftalık ateşkes.

İki hafta,
Koca bir coğrafyanın kaderi, bazen böyle kısa cümlelere sığar.

Ama mesele süre değil.
Mesele, bu ateşkesin neyi temsil ettiği.

Bir nefes mi?
Yoksa fırtına öncesi sessizlik mi?

Bugün savaşlar artık sadece silahla yapılmıyor.
Ekonomiyle, istihbaratla, algıyla ve zamanlamayla yürütülüyor.

Ateşkes dediğiniz şey,
Bazen bir barış kapısıdır,
Bazen de yeni hamlelerin hazırlık odası.

İşte tam bu noktada Türkiye’nin duruşu, klasik bir dış politika refleksinden öte bir anlam taşıyor.

Türkiye; yangına körükle gitmeyen,
Ama ateşin nereye sıçrayacağını da iyi hesap eden bir aklı temsil ediyor.

“Silah susarsa söz konuşur” diyen bir anlayış;

Fakat Lübnan sahasına bırakılan o küçük istisna,
Aslında büyük bir gerçeği fısıldıyor.
Bu iş henüz bitmedi.

Ve tam da böyle bir atmosferde,
İstanbul’da patlayan bir bomba.

Yer: Levent.
Yani paranın, gücün ve küresel aklın kesiştiği nokta.

İlk anda servis edilen bilgi başka,
Gerçek ise bambaşka.
Çünkü boş bir konsolosluğu hedef almak, bir eylem değildir.

Ama güvenlik güçlerini hedef alacak şekilde, finans merkezinin kalbinde düğmeye basmak,
Bu bir tercihtir.
Hem de çok bilinçli bir tercih.

Şunu açıkça konuşmak gerekirse;

Dünya yeni bir merkez arıyor.
Güvenli, istikrarlı, öngörülebilir.
Orta Doğu karışık,
Asya kırılgan,
Avrupa kendi iç hesaplaşmalarıyla meşgul.

Ve Türkiye…
Tüm bu tablo içinde yükselen bir alternatif.

İşte mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü yükselen her değer, aynı zamanda hedef haline gelir.

İstanbul’daki saldırı,
Sadece bir terör eylemi değildir.

Bir mesajdır.
Bir uyarıdır.
Bir yön çizme çabasıdır.

“Buraya kadar gelmeyin” diyen bir karanlık dil…

Ama unuttukları bir şey var.

Bu millet, tehditle yön değiştirmez.

Güvenlik güçlerimizin anında ve kararlı müdahalesi,
Sadece bir saldırıyı engellemek değil;
Devletin hafızasının, refleksinin ve kararlılığının da ilanıdır.

O refleks ki…
Nice badirelerden geçmiş,
Nice oyunu bozmuştur.

Bugün önümüzde iki yol var.

Ya ateşkesleri gerçek barışa dönüştürecek bir irade ortaya konulacak,
Ya da bu tür “geçici duruşlar” yeni çatışmaların zeminine dönüşecek.

Türkiye’nin tercihi net;

Barış.
Ama bu barış, edilgen bir bekleyiş değil,
Güçlü bir duruşun adıdır.

Unutmayalım ki;

Barış, sadece silahların susması değildir.

Barış, aynı zamanda tehditlere rağmen geri adım atmayanların yazdığı bir hikâyedir.

Ve Türkiye…
O hikâyenin tam ortasında duruyor.

–¦—¦—¦–

Musa Özdemir / 09 Nisan 2026

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL