
KÖŞE YAZISI ¦ MENFAATİN GÖLGESİNDE İNANÇ.. / 27 Ekim 2026
İnsanın inancına bağlılığı, çıkarlarıyla vicdanı karşı karşıya geldiğinde belli olur. Adaletten söz etmek kolaydır, asıl mesele, adalet kendi hesabına dokunduğunda da hakkın yanında durabilmektir.
Dini siyasetin ve menfaatin aracı haline getirenlerin çelişkisi tam da burada başlar.
Dillerinde hak, hukuk ve kardeşlik vardır.
Fakat makamlarını korumak söz konusu olduğunda insan harcanır, emek unutulur, ilkeler çiğnenir.
Dün yere göğe sığdıramadıkları birini, bugün hesaplarına uymadığı için gözden çıkarırlar. Ardından bu vefasızlığa bir gerekçe bulunur; yapılanın üzeri davanın selameti denilerek örtülür.
Peki, hangi dava bir insanın hakkını yiyerek yücelir?
Hangi inanç, hakikati dile getireni susturarak savunulur?
Siyasal İslamcılığa yöneltilen eleştirilerin merkezinde, siyasi hesapları dinin mukaddes değerleriyle koruma çabası vardır.
Bir yöneticinin yanlışını sorguladığınızda inancınız tartışmaya açılır. Haksızlığa itiraz ettiğinizde sadakatiniz sorgulanır. Böylece hesap vermesi gerekenler, kendilerinde soru soranı yargılama hakkı görür.
Oysa hiç kimse kendi ikbalini dinin dokunulmazlığına sığınarak koruyamaz.
Hiçbir makam eleştiriden muaf değildir. İnsanların inançlarına duyduğu hürmet, o inanç adına konuşanlara verilmiş sınırsız bir yetki belgesi sayılamaz.
Kul hakkından söz edip emeği yok saymak, adaleti anlatıp yakınını kayırmak, kardeşliği överken çıkarına dokunanı yalnız bırakmak… Söylenenle yapılan arasındaki mesafe açıldıkça sözün itibarı azalır.
İnsanlar, verilen öğütten önce o öğüdü verenin hayatına bakar. Kürsüde savunulan bir ilkenin, kapalı kapılar ardında nasıl çiğnendiğini gördüklerinde güvenlerini kaybederler.
Bu tutumun bedelini yalnızca haksızlığa uğrayanlar ödemez. Din adına kurulan her çıkar ilişkisi, samimiyetle inanan insanların güvenini de yaralar. Kişisel ihtirasların gölgesi, toplumun ortak değerlerinin üzerine düşer. Yapılan yanlışın hesabı verilmediğinde, o yanlışı meşrulaştırmak için kullanılan kutsal kavramlar da yıpranır.
Bu yüzden dini menfaate alet edenlere itiraz etmek ahlaki bir sorumluluktur. İnancın haysiyetini korumak, onun adına yapılan haksızlıklar karşısında da söz söylemeyi gerektirir. Kendi çevresinin yanlışını görmezden gelen birinin adalet çağrısı, başkasının vicdanında karşılık bulmaz.
Elbette makam karşısında eğilmeyen, kendi çevresinin haksızlığına da karşı çıkabilen insanlar var. Bir insanın hakkını korumak için rahatından vazgeçen, yalnız kalacağını bilerek doğruyu söyleyen, inandığı değerlerin bedelini ödeyen insanlar… Onların duruşu, kürsülerden yükselen nice gösterişli sözden daha kıymetlidir.
İnancı çıkara, ilkeyi makama, dostluğu hesaba feda etmenin adı maslahat değildir. Bunun adı, savunduğu değerlere sırt çevirmektir. Hiç kimse yaptığı tercihin sorumluluğunu süslü kelimelerin arkasına saklayamaz.
Makamlar geçer, güç el değiştirir. Geriye insanın kimin hakkını koruduğu, kimin hakkını yediği ve hangi haksızlık karşısında sustuğu kalır.
İslam’ın yüce ve mukaddes değerlerini savunurken bedel ödeyen, makam uğruna vicdanını satmayan herkese bin selam olsun!
Zalimler için yaşasın cehennem!
–¦—¦—¦–
Musa Özdemir / 27 Ekim 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)