
KÖŞE YAZISI ¦ MEKKE’NİN KUTSİYETİNDEN SAVAŞIN MEŞRUİYETİ ÇIKMAZ! / 24 Ekim 2026
TÜRKİYE KİMİN SAVAŞINA, KİMİN HESABINA SÜRÜKLENİYOR?
Bir anlaşmanın Mekke’de imzalanmış olması, içeriğini sorgulanamaz kılmaz. Kutsal olan Mekke’dir; devletler arasındaki siyasi ve askerî anlaşmalar değil. Hiçbir dinî değer, milletin geleceğini etkileyen yükümlülüklerin açıklanmasının önüne geçemez.
Türkiye’nin taraf olduğu ileri sürülen anlaşma gerçekten ortak savunma amacı mı taşıyor, yoksa ülkemizi başkalarının savaşlarına sürükleyebilecek bir askerî taahhüt mü içeriyor?
İktidara soruyorum:
1. Suudi Arabistan’daki askerî üsler ABD veya İsrail tarafından İran’a saldırmak için kullanılırsa, İran’ın Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi kapsamındaki meşru müdafaa hakkı nasıl değerlendirilecektir?
2. İran bu saldırılara karşılık verirse Türkiye bunu Suudi Arabistan’a yapılmış bir saldırı sayarak savaşa mı katılacaktır?
3. Aynı durum Yemen’de yaşanırsa Türk askerinin Yemen halkının karşısına çıkarılması mı planlanmaktadır?
4. “Bir tarafa yapılan saldırı bütün taraflara yapılmış sayılır” hükmü varsa, saldırganla kendisini savunan nasıl ayırt edilecektir?
5. Suudi Arabistan, Türkiye’nin Ege veya Doğu Akdeniz’de karşılaşabileceği bir çatışmada aynı sorumluluğu üstlenecek midir?
Uluslararası hukuk, hukuka aykırı silahlı saldırıyı yasaklar; saldırıya uğrayan devlete ise meşru müdafaa hakkı tanır. Saldırganı koruyup kendisini savunanı cezalandıran bir düzen adalet olamaz.
Yemen’de yıllarca süren bombardımanlar, sivil ölümleri ve yıkım hafızalardadır. Dün bu insani felaketi eleştirenlerin bugün Yemen’i veya başka ülkeleri hedef alabilecek bir askerî ittifaka hangi gerekçeyle katıldığı açıklanmalıdır.
Türk askerinin görevi Amerikan üslerini, İsrail’in bölgesel hesaplarını veya başka devletlerin savaşlarını korumak değildir. Türk askeri Türkiye’yi savunur; Türk milleti adına, Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda hareket eder.
Ayrıca yanlış istihbarat, provokasyon veya sahte bayrak operasyonu Türkiye’yi istemediği bir savaşa sürükleyebilir. Saldırının faili ve niteliği kesinleşmeden otomatik askerî yükümlülük doğmasını engelleyecek güvenceler anlaşmada var mıdır?
Cumhurbaşkanı’na, Dışişleri Bakanı’na ve TBMM’ye çağrımız açıktır:
– Anlaşmanın tam metni kamuoyuna açıklansın.
– Askerî yükümlülüklerin kapsamı ve sınırları ortaya konulsun.
– Meşru müdafaa ile saldırganlık arasındaki ayrım güvence altına alınsın.
– Türkiye’nin hangi şartlarda, hangi ülke için ve ne tür askerî sorumluluk üstleneceği Meclis’te ve milletin önünde tartışılsın.
Mesele yalnızca İran, Yemen veya Suudi Arabistan değildir; mesele Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız karar verme hakkıdır. Türkiye’nin görevi savaşları büyütmek değil, uluslararası hukuku, insan hayatını ve bölgesel barışı savunmaktır.
Mekke’nin adı kullanılarak Türk milletinden savaşa açık çek alınamaz. Türkiye’nin evlatları başka devletlerin savaşlarına kurban edilemez!
–¦—¦—¦–
Dr. Şeref Menteşe / 24 Ekim 2026
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)